Saturday, April 23, 2005

EROL GÜNGÖR VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ÜZERİNE

Prof. Dr. Erol Güngör'ün vefatından bu yanan yaklaşık 15 yıl geçti. Görülüyor ki onun şahsiyetine ve fikirleri her vesileyle hatırlanmaktadır. Şahsiyetinin hatırlanması inancımızın, ahlâkımızın sevgi ve saygımızın bir gereğidir. Fikirlerinin hatırlanması ise iki ihtimalden birisine aittir. Bizlerin tembelliği, O'nun ise kısacık ömrüne sığdırdığı düşüncelerinin önümüzü aydınlatmaya devam edecek kadar parlak olması...

Prof. Dr. Erol Güngör'ün bir tasavvuf ehli kadar insana huzur veren, sakin ve söylediklerinden emin olduğunu düşündürten berrak sesi hâla kulaklarımızda. 1970'li yılların sonlarına biraz gençliğimizden, biraz da anarşik ortamın verdiği huzursuzluktan dolayı kıymetini bilemediğimiz aziz hocamız, 1980'li yıllarda hem bizleri sevinçlere götürdü, hem de derin üzüntülere boğdu. Sevindik; çünkü ard arda yazdığı kitaplarla önümüzü açmıştı ve neler yapmamız gerektiğini göstermişti. Üzüldük, çünkü hocamız bize rehber olacak daha pek çok eserler verecekti.

Erol Güngör milliyetçilik kavramına ilmî bir çerçeve kazandırmıştır. Millet ve milliyetçilik kavramlarını duygusal, ideolojik ve yer yer kökü dışarıda olan tanımlardan kurtarıp, sosyal realiteye oturtmuştur. Hafızamızı yoklarsak; O'nun adına yazılan yazılar, tertiplenen toplantılar... Hiçbirisine kendisinde yöneltilen olumsuz bir eleştiri olmadığını hatırlatırız. Türkiye'nin meselelerini mi halletmişti? Yoksa söylenecek söz mü bırakmamıştı? İlk andainsanın "evet" diyeceği geliyor. Ancak bunların hiçbirisi olmamıştı. Erol Güngör Hoca, herşeyden önce sağlam bir metodoloji ortaya koymuştu. Meselelerimizin nerelerden kaynaklandığına işaret etmişti. Ve herşeyden öte, herkes tarafından kabul edilebilecek ilmi usullere dayalı bir milliyetçilik anlayışı getirmişti. Milliyetçilik ne kökenleri Fransız bunalımlarına bağlanacak bir özenti, ne Faşizme, Nazizme benzetilebilecek bir siyasi ideoloji, ne de komplekslerimizden kaynaklanan bir savunma mekanizmasıdır. Milliyetçilik, tarih sahnesinde devamlılık iddiası olan bir toplumun gerçekliğidir. Erol Güngör'den önce de Türk milliyetçiliğinin bir kültür hareketi olduğunu, ilmi metodlarla Türk milletinin gelişmesini ve refahını sağlamayı hedeflediği biliniyordu. Erol Güngör'ün en büyük katksı bunun nasıl yapılabileceğini somut misalleriyle ortaya koyması olmuştur. Erol Güngör'ü okuyanlar ve herşeyden önemlisi okuduğunu anlayanlar kendilerini rahatlıkla milliyetçi birisi olarak tanımlar. Ancak, milliyetçilik duygularla ve vicdanlarda yaşaması gereken bir inanç değildir. Milliyetçilik önce içinde bulunduğu topluma bunun tabiî neticesi olarak da insanlığa faydalı olmaktır. Bu, bir işçi için daha fazla üretmek, bir aydın için ise daha fazla araştırmak, icat etmek ve düşünmek, bir politikacı için ise halkına hizmet etmektir. Sözün kısası, herkesin ehil oldukları konularda cemiyet için değer ve fayda üretmesidir. Ünlü sosyologların E. Durkheim'in işbölümüyle izah ettiği danışmanın isnat ettiği fikir budur. Max. Wesber'in sanayi sistemi, beş şıktan birisini işaretlemek üzerine Toplumunu meydana getiren Protestan ahlakının prensiplerinde bunlar vardır.

Kültür; Atalarımızın tecrübelerinden süzülüp gelen bir kıymetler; kurumlar, alışkanlıklar, bilgi vs. manzumesi... Bir kısmını aydınlarca horlanan bir halkın yaşattığı kültür. Ne olduğunu dahi merak etmediğimiz başkalarının ürettikleriyle yetindiğimiz, "biz de şununla medeniyete bir katkı yapmak istiyoruz" iddiası taşımaktan bile korkan seçkinlerimizin yabancı olduğu bir kültür...Her toplumun üyeleri farklı satüler içinde birbirinden farklı roller ifa etseler bile benzerliklere sahiptirler. Bunların umutları, endişeleri, sevinçleri benzer motiflerden kaynaklanır. İfade biçimleri birbirine uyumludur. Hedefler aynı istikamettedir. Toplumun zengin bir kültürü yoksa, bütün bunlarda farklılıklar olacaktır. Çünkü insanlar ortaklaşa sahip olacakları normların ne olduklarını daha yeni tecrübe etmeye, aramaya başlamış demektir. Tarihimizi en azından zaman ve mekan sınırları itibariyle biliyoruz. Bu tarihte neler ürettiklerimizin az çok farkındayız. Zengin bir kültürümüzün olduğunu, biraz bilinsiz de olsa ifade eder dururuz. Bazen daha da ileri gider, cumhurbaşkanımıza danışmanlık yapan bir ilim adamımızın yaptığı gibi, öğrencinin beline bir anket verip, insanlara sen kimsin diye sorar ve aldığımız cevaplara göre Türkiye'de farklı kimlikler olduğundan bahsederiz. İnsanlarımızı kültürden haberdar etmeyip, bir tarzan misali yetiştirmeye devam ettiğimiz sürece, kendi iradesiyle, bir yerlere ait olma ihtiyacı duyacağını görmekteyiz.
Bugün halkı, aydınından ve yöneticilerinden daha demokrat bir Türkiye yaşıyoruz. Eğitim sistemi, beş şıktan birisini işaretlemek üzerine kurulu, müesseseleri fonksiyonunu icra etmeyen, on sene önce yazılmış bir eseri okuyup anlayamayan nesillerin yetiştiği, yabancı dillee eğitim vererk en kalibiyetli nesillerini kendi kültüründen uzaklaştırıp, başkalarının kültürünü kazandırmayı yeğleyen, adeta başka toplumların menfaatleri için misyoner yetiştiren, sözün kısası, sosyal hafızasını kaybeden ve gerçekten mozaikleşmeye yüz tutmuş birTürkiye'de yaşıyoruz.

Böyle bir ortamda Türk milliyetçilerine düşen önemli vazifeler vardır. Türk milliyetçileri herşeyden evvel bir cemaat havasından kurtulmalıdır. Türk milliyetçileri toplumun her kesiminden insana elini uzatmalıdır. Herkesi potansiyel bir Türk milliyetçisi olarak görmelidir. Kendilerini demokrat kurallara riayet ederek seçmeli, doğru olmayanı, kendine ve toplumuna layık görmediğini emsal kabul etmemelidir. Daha da önemlisi bulunduğu statüyü hakkıyla temsil etmeli, topluma örnek çalışma ve davranış içinde olmalıdır. "İnsanları sevmek, onlara hizmet etmeyi gerektirir; bu hizmetin de medeniyetçi bir milliyetçilikten daha başka bir yolda yapabileceği şüphelidir."

Türk toplumu, tarihinde pek çok devlet adamları ve ilim adamları yetiştirmiştir. Bizler elbetteki, bu insanları, mirasçıları olarak, saygıyla, hürmetle ve minnetle anacağız. Yaptıkları işlerden ve ortaya koydukları bilgilerden istifade edeceğiz. Ancak, en büyük hatamız, bilgi kaynağı olarak hep bunları görmemiz fakat bu bilgiyi daha da artırıp, geliştiremeyişimizdir. İnşallah Erol Güngör'ün metodolojisini ve fikirlerini geliştiririz...

Süleyman YAZGI

0 Comments:

Post a Comment

<< Home