Saturday, April 23, 2005

TÜRK MİLLİYETÇİLERİNDEN DAHA FAZLA TÜRK'E HİZMET EDEN : ULULAR ULUSU KOCA ÜSTAD, BEDİUZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİ



BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR?

Bediüzzaman Said Nursi Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı İsparit Nahiyesi’nin Nurs Köyünde dünyaya geldi (1876). Yenilikçi, atak, cesur bir mizaca, son derece parlak bir zekâya ve güçlü bir hafızaya sahipti. Bunlar katıksız iman ve ilim aşkıyla birleşince, normalde onbeş yıl kadar süren klâsik medrese eğitimi üç aya sığdı. Bu olağanüstü gelişmeyi kavrayamayanlar tarafından düzenlenen münazaraları (ilmi tartışmalar) kazanarak kendini ispatladı. Bu yüzden "Molla Said"e, "zamanın emsalsizi, benzersizi" anlamında "Bediüzzaman" lâkabı verildi.

Dönem tüm dünyada maddeciliğin öne çıktığı bir dönemdi. İnsanlık kendi geleceğini tahribe yönelmişti. Bu değişimden Müslüman milletler de etkilenmiş, meselâ yeryüzünün tek bağımsız İslam devleti olan Osmanlı Devleti çoktan eski haşmetini ve kudretini kaybetmişti. Büzülme ve çözülme noktasındaydı. İnsanlığın ortak problemlerinin yanı sıra yaşadığı toplumun özel problemlerine de eğilen Bediüzzaman, açık bir gerçekle yüz yüze geldi: Batı maddeciliğe saplanmış, Doğu ise eskiyen kurumlarını yenileyip iman eksenli bir yapılanmaya dönüştürememişti. Osmanlı Devleti de aynı açmazda tükeniyordu. Devlet ve millet şeklen İslâma bağlı olmakla birlikte mânâ plânında İslâmdan kopmuştu. Batı’yı da anlayamamıştı. Asıl problem buydu. Teşhisini bu şekilde koyan Bediüzzaman tedavi metodunu da geliştirdi: "Tahkiki iman" geliştirdiği metodun özü ve özetiydi.

Sıra "tahkiki iman" ekseninde gelişip çağın teknolojisiyle zenginleşecek insanlar yetiştirmeye gelmişti. Bunun da yolu eğitimden geçerdi. Bu maksatla bir eğitim projesi geliştirdi. Buna göre Doğu ve Güneydoğu öncelikli olarak tüm vatan sathı "Medresetüzzehra" adını verdiği eğitim kurumlarıyla donatılacak, bu kurumların ilk, orta, lise bölümleri olacak, ayrıca din ve fen dersleri bir biri içinde, bir bütün halinde okutulacaktı. "Vicdanın ziyası (ışığı), ulûm-u diniyedir, aklın nuru fünun-u (fenler) medeniyedir. İkisinin imtizacıyla (bütünleşmesi, iç içe girmesiyle) hakikat tecelli eder... İftirak ettikleri (ayrıştıkları) vakit, birincisinde taassup (tutuculuk), ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder (doğar)" diyordu.

Görüşlerini Padişaha sunmak için 1907 yılında İstanbul'a geldi. Fakat İmparatorlukla birlikte İmparatorluğun başkenti İstanbul da çürümüştü. Düşüncelerini gazetelere yansıtması sarayı tedirgin etti. Padişah ateşîn bir zekâyı etkisizleştirmek için altınla ödüllendirmek istedi. "Maarifi tehir, maaşı tacil nedendir?" diye sorup ihsan-ı şahâneyi reddedince de akıl hastahanesine kapatıldı. Fakat doktorlardan aklî melekelerinin sapa sağlam olduğuna dair bir rapor alarak görüşlerini açıklamayı sürdürdü.

Bediüzzaman, Şark ulemasından sonra İstanbul’daki meşhur alimlere de kendisini kabul ettirmekte zorlanmamıştı. Onunla görüşenler en girift sorularına cevap alıyor, "Sen gerçekten de Bediüzzamansın" demekten kendilerini alamıyorlardı. Meşrutiyeti İslam eksenine oturtan ve "meşrutiyet-i meşrua"yı öngören hürriyetçi fikirleri özellikle ilgi çekiyordu. Bediüzzaman'a göre mutlakıyet İslami dirilişin önünü kapatıyordu. Ancak meşrutiyete yumuşak geçiş yapılmalıydı. Bunun için de evvelâ "üç büyük düşman" saydığı cehalet, zaruret ve ihtilâfla mücadele edilip kazanılması gerekiyordu.

"31 Mart Olayı" ismiyle tarihimize geçen (1909) keşmekeş esnasında yatıştırıcı rol oynamasına rağmen, Bediüzzaman’dan daha önce tedirgin olmuş yönetim tarafından tutuklanıp Divan-ı Harb Mahkemesinde yargılandı. Beraat etti. Van’a döndü. Birinci Dünya Savaşı sırasında gönüllü talebelerden bir milis alayı kurup doğduğu toprakları savundu. Bitlis savunması esnasında yaralanıp Ruslara esir düştü. Yaklaşık üç yıl süren esaret hayatını kaçışla noktaladı. Ordu adayı olarak devrin tek İslâm Akademisi "Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye"ye üye oldu. İstiklal Savaşı sürerken, Anadolu harekâtını "isyan" sayan fetvaya Anadolu ulemasıyla birlikte karşı fetva verdi. İstanbul işgali sırasında İngiliz işgalcilere karşı yayınladığı bir eser yüzünden İşgal Kuvvetleri tarafından gıyabında ölüme mahküm edildi.

Zaferden sonra Ankara’ya Büyük Millet Meclisi’ne dâvet edildi (1922). Meclis'te resmi karşılama töreni yapıldı. Fakat devletle millet arasında "kıble farkı" oluşmak üzere olduğunu görüp milletvekillerine hitaben on maddelik bir beyanname dağıttı. Tekrar Van'a döndü. Şeyh Sait isyanıyla bir ilgisi bulunmadığı, esasen her fırsatta "Dahile kılıç çekilmez" dediği halde bir çok mazlum gibi Bediüzzaman da önce Burdur'a, ardından Barla'ya sürüldü. Barla'da Risale-i Nur Külliyatı'nı telife başladı. Tek başına bir mektep oldu ve "cevher insan" yetiştirmek için insanüstü bir gayret gösterdi.

1925'li yıllarda Türkiye'de uygulama alanına giren dini dışlama politikalarına karşı Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur adını verdiği eserleriyle İslam’ın temel altyapısını oluşturan prensipleri açıklamaya yönelik bir tarz geliştirdi. Bediüzzaman Said Nursi geliştirdiği bu Kur'ânî tarz ile akıl, kalp ve duygu bütünlüğünü temin ederek iman hakikatlerini anlatmıştır. Böylece kelam, tasavvuf ve pozitif bilimleri terkip ederek Müslümanlara yepyeni bir bakış açısı sunmuş, mektep, medrese, tekke ayrılığını ortadan kaldırmıştır.

İslam uleması yüzyıllar boyu insanın temel soruları olan "ben kimim, nereden gelip, nereye gidiyorum, vazifem nedir?" gibi konulardan ziyade hep dış alem ve siyaset üzerine mesailerini teksif etmişti. Oysa "iman ve temele ait" meseleler halledilmeden ve doyurucu cevaplar bulunmadan afaki meselelere yönelmek bunalımın derinleşmesini sonuç veriyordu. İslam dünyasının siyasi düzenleme ve projelerden ziyade ve fakat onları da ihmal etmeden zihniyet düzenlemesine ihtiyacı vardı. Problemin çözümü Kur'ân'ın çağlar üstü mesajının günümüze bakan yönünü ortaya çıkarmaktı. Risale-i Nur külliyatı ise bu mesajın açıklamasıdır.

Bediüzzaman İslam dünyasının karşılaştığı en köklü ve yıkıcı krize (fen ilimlerinden kaynaklanan dinsizlik veya dinde laubalilik) karşı ilim ve mantık yoluyla cevaplar vererek milyonların imanının kurtulmasına vesile olmuştur.

Risale-i Nur Külliyatını telif etmesiyle birlikte Bediüzzaman önceki hayatını Eski Said dönemi diye isimlendirmiştir. Bediüzzaman’ın haya-tını Eski Said, Yeni Said diye ayırması bir değişiklikten ziyade bir tarzı ifade içindir. Eski Said, daha çok imanın dışavurumu olan kurumlar, davranışlar ve siyasetle ilgileniyordu. Yeni Said ise imanın tahrip edilmek istendiği bir ortamda imanı korumak ve güçlendirmek için gayretini bu temel meseleye tahşid etti.

Bediüzzaman’a göre temel mesele; insanın kendisini, diğer varlıkları, kainatı ve hemcinslerini iman ekseninde algılamasıdır. En önemli görev bunu sağlamaktır. Bundan ürkenler onu defalarca tutukladılar, Eskişehir (1935), Denizli (1943), Afyon (1947) hapishanelerinde yatırdılar. Fakat inançlarını yaşamaktan ve yazmaktan vaz geçiremediler.

1960 yılının 23 Mart'ında Urfa’da Hakk'ın rahmetine kavuştuğunda arkasında bıraktığı tüm maddî servet bir demlik, birkaç bardak, eski bir gömlek, yamalı bir cübbe, sarık, misvak, biraz çay-şeker ve on liradan ibaretti. Mânevi miras olarak ise bütün asrın insanını aydınlatabilecek Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nur külliyatı ile dünyanın her tarafında milyonlarca "Kur’an talebesi" bırakmıştır."


Bediüzzaman'ın Hayat Seyri ve Safahatından Mühim Bir Kısmının Tarihleri:

1877
Said Nursî Hazretlerinin Bitlis Vilayeti Hizan İlçesi Nurs Köyü'nde doğumu.

1885 (Yaş 9)
Said Nursî ilk tahsile başlamak için ailesinden ayrılıp Tağ Köyü Medresesine gelmesi… Burada çok az bir süre kalıp tekrar köyüne dönmüştür.

1891 (Yaş 14)
Hz. Üstad'ın Resulullahı (A.S.M.) rüyasında görmesi ve emsalsiz üç aylık tahsilini yaptığı yer olan Doğu Beyazıt'a gitmesi… Bu sıralarda kendisinin lakabı, Molla Said-i Meşhur'dur.

1892
Said Nursî Hazretleri, görülen hârika haller ve zamana uymayan durumlar karşısında Bediüzzaman unvanının kendisine verilmesi ve böyle anılmaya başlanması.

1893 (Yaş 16)
Bitlis ve Siirt civarında çeşitli yerlerde bulunup, daha sonra Siirt'in Tillo kasabasında bir kubbede inzivaya çekilmesi… Karınca ve arı milletlerinin cumhuriyetçi olduklarını söylemesi…

1894
Bediüzzaman Hazretleri, Abdulkadir-i Geylanî Hazretlerinden rüyasında aldığı emir üzerine, Cizre'de aşiret reislerinden Mustafa Paşa'yı ikaz için Cizre ve Mardin taraflarında bulunması… Mardin'de siyaset-i İslâmiye ve içtimaî mes'elelerle ilgilenmesi…

1895
Mardin'den nefiy ile Bitlis'e gelmesi ve iki yıl orada valinin ilme hürmetinden dolayı tahsis ettiği odada kalması…

1897
Van Valisi Hasan Paşa'nın daveti üzerine Van'a gitmesi ve Valinin konağında kalması Müspet ilimlerle meşgul olarak hârikulâde bilgi sahibi olması. Bu zamana kadar hıfzına aldığı 80-90 cilt kitabı, üç ayda bir ezberden devretmesi.

1900
İngiliz Müstemlekât Nâzırı Gladiston'un gazetelerde çıkan beyanatı üzerine Bediüzzaman o zamana kadar elde ettiği bütün ilimleri, Kur'anın hakikatlerine çıkmak için basamak yapmaya karar verir ve der:
"Kur'anın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim!"

1907
Din ilimleriyle fen ilimlerinin beraber okutulacağı ve Arapça, Türkçe, Kürtçe tedrisat yapabilecek bir İslâm Üniversitesi’nin Şark’ta tesisi için İstanbul'a gelmesi. Kaldığı yerin kapısına "Her suale cevap verilir" levhasını asıp, âlimleri sual sormaya daveti Sultan Abdülhamid'e Şark'ta üniversite açılması için müracaatı. Yıldız Divan-i Harbi'ne verilmesi.

1908
Meşrutiyete, yani seçim ve meclis sistemine (tam meşruiyete istinadı için) sahip çıkması.

1909
31 Mart'ta Bediüzzaman'ın yatıştırıcılığı. İsyan etmiş olan sekiz taburu itaate getirmesi. Bediüzzaman'ın Divan-i Harb'e verilişi. Divan-i Harb'de beraet edişi ve serbest bırakılması.

1910
Divan-i Harb'den beraat eden Bediüzzaman'ın Van'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılması. Şark'ta aşiretleri dolaşarak hürriyeti, meşrutiyeti anlatması ve içtimaî dersler vermesi.

1911
Sam'a gelişi ve Câmi-i Emeviye'de muhteşem bir hutbe ile İslâm Âleminin dertlerini ortaya koyması ve hal çarelerini göstermesi Sultan Reşad'la beraber Rumeli seyahatine çıkması.

1913
Van'a gitmesi ve Şark Üniversitesinin temelini attırması.

1915
Milis Kumandanı Bediüzzaman, Pasinler cephesinde Ruslarla çarpışıyor.

1916
Bediüzzaman'ın Ruslara esir düşmesi ve iki yıl esaret hayatı.

1918
Bediüzzaman'ın Kosturma'dan firar edişi.

17 Haziran 1918
Bediüzzaman'ın Varşova, Viyana ve Sofya üzerinden İstanbul'a avdeti Enver Paşa’nın vazife teklifini kabul etmeyen Bediüzzaman'a, Harbiye Nezareti ikramiye ve harb madalyası veriyor.

13 Ağustos 1918
Ordu-yu Hümayun’un tavsiyesiyle Dâr-ül Hikmet'e âzâ oluşu.

1919
19 Nisan 1919: Bediüzzaman'ın Dâr-ül Hikmet'ten altı ay izne ayrılması. Sultan Vahdeddin, Bediüzzaman'a "Mahreç" pâyesi veriyor.

1920
İngiliz işgaline karşı "Hutuvat-ı Sitte’yi neşrederek mücadele etmesi.

1921
Bediüzzaman'ın Anglikan Kilisesi'ne cevabı. Bediüzzaman, Kuvâ-yı Milliyeyi destekliyor.

1922
Bediüzzaman davet üzerine İstanbul'dan Ankara'ya geliyor.

9 Kasım 1922:
Bediüzzaman'a Meclis'de hoşâmedî yapılması.

1923
19 Ocak 1923: Bediüzzaman Meclis’te mebuslara hitaben bir beyanname neşrediyor.

17 Nisan 1923: Ankara'da umduğunu bulamayan ve kendisine yapılan bütün teklifleri reddeden Bediüzzaman'ın Van'a gitmek üzere yola çıkması.

1925-1927
Bediüzzaman'ın Van'dan nefyi. Bediüzzaman Van'dan İstanbul'a oradan da Burdur'a getiriliyor. Isparta'da bir müddet kalan Bediüzzaman, önce Eğridir oradan da Barla'ya getiriliyor. Başta Sözler, Mektubat, Lem'alar'ın bir kısmı olmak üzere Risale-i Nur'lar te'lif edilmeye başlanıyor.

1934
Barla'dan alınan Bediüzzaman'ın Isparta’ya getirilişi.

27 Nisan 1935:
Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya ve Jandarma Umum Kumandanı askerî bir kıt’a ile Isparta’ya geliyor ve Bediüzzaman tevkif olunuyor. Tevkif edilen Bediüzzaman ve talebeleri, muhakeme edilmek uzere Eskişehir’e götürülüyor. Tesettür âyetinin tefsirinden dolayı Bediüzzaman'a 11 ay ceza veriliyor.

1936
Temyiz edilen mahkûmiyet kararının neticesi Temyiz'den gelmeden hapis müddeti tamamlandığı için Bediüzzaman tahliye ediliyor.

27 Mart 1936:
Tahliye edilen Bediüzzaman, Kastamonu'da ikamete mecbur ediliyor. Üç ay karakolda kalan Bediüzzaman, karakol karşısında bir eve yerleştiriliyor. Burada da bir kısım insanlar ona talebe oluyorlar. Âyet-ül Kübra ve bir kısım risalelerin telifi yapılıyor. Başka yerlerdeki talebeleriyle, Kastamonu Lâhikası adıyla toplanan itaptaki mektuplarla haberleşiyor ve hizmet metodları hakkında ikazlarda bulunuyor.

1943
20 Eylul 1943: Bediüzzaman'ın tevkif edilerek Ankara, Isparta ve oradan Denizli'ye getirilmesi

1944
Denizli mahkemesinin başlaması.
15 Haziran 1944 Denizli Ağır ceza Mahkemesi Bediüzzaman'ın beraatını ilân ediyor.
Ağustos 1944 sonlarında Ankara'dan gelen emirle Bediüzzaman Emirdağ’da ikamete mecbur ediliyor.

1948
23 Ocak 1948: Emirdağ’da kış ortasında Bediüzzaman ve talebelerinin tevkif edilişi ve Afyon mahkemesine sevki.
6 Aralık 1948: Afyon Mahkemesinin mevhum ve mesnetsiz iddialarla Bediüzzaman ve talebelerine mahkûmiyet kararı verişi ve temyiz..

1949
20 Eylül 1949 Yirmi ay mevkuf tutulan Bediüzzaman Hazretleri, halkın tezahüratına mâni olmak için Afyon hapishanesinden şafak vakti tahliye ediliyor.
20 Kasım 1949 Bediüzzaman'ın tekrar Emirdağ’a getirilişi.

1952
Ocak 1952'de Gençlik Rehberi mahkemesi için Bediüzzaman İstanbul'a geldi.
22 Ocak 1952 Salı Gençlik Rehberi mahkemesinin ilk duruşması.
5 Mart 1952 Salı: Bediüzzaman'ın Gençlik Rehberi dâvasından beraatı.

1953
Nisan 1953: Bediüzzaman tekrar Emirdağ’a geldi.
Mayıs 1953: İstanbul'a gelen Bediüzzaman'in üç ay kadar kalması.
Bediüzzaman'ın Patrik Athenagoras'la görüşmesi. Onsekiz yıllık ayrılıktan sonra Barla'ya gelişi.

1956
23 Mayıs 1956: Sekiz senedir devam eden Afyon Mahkemesinde Risale-i Nurların beraatı ve iade edilmesi.

1957-1958
Nur Risalelerinin ve bu arada Tarihçe-i Hayat'ın matbaalarda neşredilmesi.

1960
23 Mart 1960 Çarşamba: Bediüzzaman, Ramazan’ın 25. günü gece saat 03.00 civarında bu fani âleme veda etti.
12 Temmuz 1960 Salı: Mezarı açılan Bediüzzaman'ın naaşı çıkarılarak skerî bir helikopterle meçhul bir istikamete götürülüyor.

Kaynak: Bediüzzaman Said Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayat, Abdülkadir Badıllı

0 Comments:

Post a Comment

<< Home